House of Nulla: Koku Kültüründe Yeni Bir Vizyon

House of Nulla’nın kurucuları Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile parfüm dünyasında yarattıkları yenilikçi yaklaşımı konuştuk.

House of Nulla’nın kurucuları Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, markanın felsefesi, koku hafızası ve uluslararası parfümeri sahnesine sundukları özgün vizyon hakkında derinlemesine bir sohbet gerçekleştirdik. Lüks parfümeri dünyası, sadece hoş kokuların bir araya geldiği bir paletin ötesine geçerek, coğrafyanın hafızasını, antik ritüelleri ve bireysel ifade özgürlüğünü bir araya getiren katmanlı bir anlatı haline dönüşüyor. Bu bağlamda, Latincede “hiçlik” anlamına gelen House of Nulla, henüz biçim almamış sonsuz olasılıkları ve koku aracılığıyla kurulan derin duygusal bağları simgeliyor.

Nevbahar Koç ve Esra Tümen Dinçkök, Mezopotamya’nın kadim parfümeri geleneğinden Halfeti’nin eşsiz karagülüne kadar uzanan zengin bir mirası keşfederek, ilk koleksiyonları The Beautiful Darkness ile karanlık ve zarafet arasında bir denge kurmayı amaçlıyor. Bu koleksiyon, kişiselleştirilebilir koku deneyimi sunarak, kullanıcıları pasif tüketicilikten çıkarıp yaratım sürecinin bir parçası haline getiriyor.

Nevbahar Koç, House of Nulla’nın başlangıcında doğal bir merakın etkili olduğunu belirterek, Esra ile sanat, kültür, tarih ve estetik üzerine uzun sohbetler yaptıklarını ifade ediyor. Bu süreçte, coğrafyanın botanik zenginliğine ve koku kültürüne daha derinlemesine bakmaya başladıklarını vurguluyor. Karşılarına çıkan hikayelerin güçlü etkisi, bu hikayeleri çağdaş bir parfümeri diliyle anlatma heyecanını doğurmuş.

Esra Tümen Dinçkök ise, başlangıçta bir marka yaratmaktan çok keşfetme arzusunun ön planda olduğunu dile getiriyor. Kokunun tarih boyunca farklı kültürlerdeki kullanımını ve ritüellerle olan ilişkisini araştırırken, bunun tek bir koleksiyondan çok daha geniş bir alan olduğunu fark ettiklerini belirtiyor. Bu ortak ilgi ve dostluk, onları House of Nulla’yı kurmaya yönlendirmiş.

“Nulla” isminin özel bir anlamı olduğunu söyleyen Koç, bu kelimenin taşıdığı açık uçluluğun kendileri için bir başlangıç noktası oluşturduğunu ifade ediyor. Hiçlik, onlara göre bir son değil, içinde birçok olasılık barındıran bir durum. Koku da bu bağlamda görünmez ama güçlü bir etki yaratma potansiyeline sahip. Dinçkök, markanın özgürlük anlayışının da bu isimle güçlü bir bağ taşıdığını ekliyor. House of Nulla, kokuyu kesin tanımlarla sınırlamak istemediklerini, çünkü aynı kokunun farklı tenlerde ve zamanlarda farklı deneyimler sunabileceğini vurguluyor.

Parfüm, Koç için yalnızca güzel kokmakla ilgili değil; aynı zamanda insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu kişisel bir ilişkiyi temsil ediyor. Bir kokunun belirli anılarla bağlantılı olabileceğini, yıllar sonra karşılaşıldığında o duyguların yeniden canlanabileceğini belirtiyor. Dinçkök ise, kokunun görünmeyen bir anlatım biçimi olarak, duygu, hafıza ve kültürle bağ kurabilen bir alan olduğunu düşünüyor.

İlk koleksiyonları The Beautiful Darkness için Halfeti karagülünü seçmelerinin nedenini Koç, bu çiçeğin görsel ve sembolik olarak güçlü bir karaktere sahip olmasında buluyor. Karanlık bir görünümü olan bu gül, aynı anda hem güç hem de zarafet barındırıyor. Dinçkök, Halfeti karagülünün yalnızca bir bitki olmaktan öte, bulunduğu yerin hafızasını taşıyan bir sembol haline geldiğini ifade ediyor.

Koleksiyonun ruh halini oluştururken, güçlü ve derin ama aynı zamanda zarif bir dünya hayal ettiklerini belirten Koç, merak uyandıran ve zamanla farklı yönlerini gösteren kokular yaratmayı amaçladıklarını dile getiriyor. Dinçkök ise, koleksiyondaki üç kokunun aynı hikayeyi farklı ruh halleriyle anlattığını düşünüyor. Black derin ve sakin bir duruş sergilerken, Amber sıcaklık katıyor ve Spice ise daha canlı bir karakter getiriyor. Bu nedenle koleksiyonun tek bir duygu tarif etmesindense, kullanıcının ruh haline göre değişkenlik göstermesini tercih ediyorlar.

Kişisel parfüm yaratma fikrinin önemine değinen Koç, koku seçiminde kurallardan ziyade sezgilerle hareket etmeyi sevdiğini belirtiyor. Farklı günlerde farklı kokuların tercih edilebileceğini ifade eden Dinçkök, layering yönteminin kişiselleştirmenin en doğal yollarından biri olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, kullanıcıyı pasif bir noktadan çıkarıp yaratım sürecinin bir parçası haline getiriyor.

House of Nulla’nın ilham kaynakları arasında tarih, mitoloji ve farklı kültürlerin bulunduğunu belirten Koç, sanatı, tarihi ve doğayı bir araya getiren beklenmedik bağlantıların kendisini beslediğini ifade ediyor. Dinçkök ise, Mezopotamya’nın parfümeri geleneği ve ilk parfümör Tapputi’nin hikayesinin kendileri için önemli olduğunu vurguluyor. Antik dönemlerde kokunun gündelik yaşamın ötesinde ritüellerle iç içe olması, parfümün ne kadar katmanlı bir anlatım biçimi sunduğunu gösteriyor.

House of Nulla’nın uluslararası bir marka olma hedefini de paylaşan Koç, markanın kendine ait bir dünyası olan bir parfüm evi olarak hatırlanmasını istediğini belirtiyor. İnsanların bir kokuyla karşılaştıklarında arkasındaki katmanları ve hikayeleri hissetmelerinin önemli olduğunu vurguluyor. Dinçkök ise, markanın köklerini koruyarak farklı kültürlerle ilişki kurabilen çağdaş bir dille anlatmayı hedeflediklerini ifade ediyor.

Koç ve Dinçkök, kişisel ilişkileri ve anılarını da paylaşıyor. Koç, üniversite yıllarında keşfettiği niş parfümlerin onun için unutulmaz bir deneyim olduğunu belirtirken, Dinçkök, 4711 Eau de Cologne’un çocukluğundan beri babasıyla olan bağlantısını hatırlatıyor. Kokunun hafızayla olan ilişkisini de vurgulayan Dinçkök, tanıdık kokuların anıları canlandırma gücünü dile getiriyor.

Son olarak, her ikisi de parfüm seçiminde ruh hallerini yansıtmaya özen gösterdiklerini ifade ediyor. Koç, günün ruh haline göre farklı kokular tercih ettiğini belirtirken, Dinçkök de Amber ve Black’in kombinasyonunu sevdiğini ekliyor. House of Nulla’nın dünyası, geçmişten gelen hikayeleri yeniden yorumlayarak, günümüz estetik ve duyusal dili içinde yeniden düşünmeyi amaçlıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu