Ergin İnan’ın Zaman ve İzler Arasında Sergisi CerModern’de
Ergin İnan’ın Zaman ve İzler Arasında sergisi, 1960’lardan günümüze sanatçının eserlerini bir araya getiriyor.
Ergin İnan’ın Zaman ve İzler Arasında adlı sergisi, sanatçının 1960’lardan günümüze kadar olan eserlerini tek bir çatı altında topluyor. CerModern’de gerçekleştirilen bu retrospektif, zaman, hafıza ve insan üzerine kurulu görsel anlatımını sergileyerek ziyaretçileri derin bir yolculuğa çıkarıyor.
Sergi, 8 Ocak – 24 Şubat 2026 tarihleri arasında izleyicilere açık olacak ve sanatçının altmış yılı aşkın sanat üretimini kronolojik bir düzen içinde sunacak. Çizim, gravür, resim ve heykel gibi çeşitli sanat disiplinlerinden oluşan geniş bir seçki, Ergin İnan’ın özgün sanat dilinin izlerini takip etme fırsatı sunuyor. Marcus Graf’ın küratörlüğünde hazırlanan sergi, Batı estetiği ile tasavvufi düşünce arasındaki derin ilişkiyi merkezine alıyor.
Ergin İnan, serginin temel kavramları olan zaman, hafıza ve iz etrafında, yıllar içindeki imgelerinin dönüşümünü ve kendi resim diliyle kurduğu sürekliliği anlatıyor. Sanatçı, bu serginin izleyicilere hem başlangıcı hem de günümüzdeki bağlarını görme fırsatı sunduğunu vurguluyor.
İnan, sergideki tekrar eden insan figürleri, böcekler ve yazı formlarının zaman içinde geçirdiği dönüşümleri de ele alıyor. 1980’lerin onun için özel bir dönem olduğunu belirten sanatçı, bu dönemde oluşturduğu “Dostlara Mektup” serisinin, düşünce ve resim anlayışının temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Bu süreç, günümüze kadar devam eden bir serüven olarak tanımlanıyor.
Ergin İnan, eserlerinde boyut farklılıklarının önemli olmadığını, her şeyin birbirine bağlı olduğunu savunuyor. İlk çizimlerinden bu yana, resim dilinin sürekliliğini koruduğunu ve bu bağın hiçbir zaman kopmadığını dile getiriyor. İzleyicilerin sergiden ayrılırken tek bir düşünce ile sınırlanmalarını istemediğini belirten sanatçı, herkesin kendi bakış açısıyla eserlere yaklaşmasını teşvik ediyor.
“İz” kavramının sergideki belirginliğine değinen İnan, kişisel hafıza ile toplumsal hafıza arasında güçlü bir bağ kurduğunu vurguluyor. Bu izlerin, izleyiciyle buluştuğunda toplumsal yankı bulduğunu ifade ediyor. Genç sanatçılara ise kendi benliklerini bulmaları gerektiğini öneriyor, kişisel farklılıkların önemine dikkat çekiyor.




