Agatha Christie’nin Eserlerine İlham Veren 7 Büyüleyici Şehir

Agatha Christie’nin eserlerine ilham veren 7 büyüleyici şehir ve bu şehirlerin yazarın hayatındaki önemi.

Agatha Christie, cinayet romanlarının kraliçesi olarak tanınmaya devam ediyor. Ölümünden 50 yıl sonra bile eserleri dünya genelinde iki milyardan fazla satılmış durumda ve etkisi Japonya’nın gizem edebiyatından modern Hollywood’a kadar uzanıyor.

Christie, sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir gezgin ve kaşif olarak da biliniyor. 18 yaşında Mısır’a yaptığı ilk seyahatinin ardından, 1922’de ilk eşi Archibald Christie ile birlikte dünya turuna çıkarak Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada’yı ziyaret etti.

Bu seyahatler, onun en bilinen romanlarının şekillenmesinde büyük rol oynadı. Nil üzerindeki gemi yolculukları, “Nil’de Ölüm” romanına ilham verirken, tren yolculukları ise “Doğu Ekspresi’nde Cinayet”in temelini oluşturdu. Yazar için bu ulaşım araçları, cinayet hikayelerinin ideal sahneleri olarak öne çıkıyordu.

Christie’nin izinde bir dünya turu yapmak, Devon’dan Londra’ya, Nil’den Petra’ya kadar uzanan bir keşif yolculuğu demek.

Güney Devon, İngiltere

Agatha Christie, İngiliz Rivierası’nın gözde kasabası Torquay’de dünyaya geldi. Bu bölge, hem yaşamında hem de eserlerinde önemli bir yer tutuyor. Yazarın eski evi Greenway House, Dart Nehri kıyısında bir müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Müze, Christie’ye ait mobilyalar, ilginç nesneler ve yazarın ilk baskı kitaplarını içeren bir kütüphane barındırıyor. Dartmoor’da ise Christie’nin ilk romanını yazarken konakladığı Moorland Hotel bulunuyor.

Torquay’deki Agatha Christie Yolu boyunca, yazarın eserlerine ilham veren 10’dan fazla mekan ziyaret edilebiliyor. Bu rota üzerinde, Hercule Poirot ve Jane Marple’ın sıkça uğradığı Imperial Hotel ve Agatha Christie Galerisi’ni barındıran Torquay Müzesi gibi duraklar yer alıyor. Yazarın “And Then There Were None” eserine ilham veren ikonik mekanlardan biri de Burgh Adası’dır.

Londra, İngiltere

1930’lara gelindiğinde, Agatha Christie’nin sekiz evi bulunuyordu ve bunların altısı Londra’da yer alıyordu. En bilinen evlerinden biri, yazarın beş yılı aşkın süre yaşadığı 58 Sheffield Terrace. İlk eşinden boşandıktan sonra 22 Cresswell Place’i satın aldı. Christie’nin karakterlerinden çoğu, özellikle Hercule Poirot, sık sık Londra’da vakit geçirirdi. London Walks’ın Agatha Christie yürüyüş turu, yazarın romanlarındaki çeşitli mekanları tanıtıyor. Ayrıca Londra’nın West End bölgesindeki St Martin’s Theatre, dünyanın en uzun süre sahnelenen oyunu olan “The Mousetrap”a ev sahipliği yapıyor; oyunun sürpriz sonu ise geleneksel olarak izleyicilerden sır olarak saklanıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Christie, Londra’daki University College Hospital’da çalıştı ve hastanedeki eczane görevinin yanı sıra yılda iki roman yazdı. Bu deneyim, zehirlerle ilgili detaylı bilgiler edinmesini sağladı. O dönemde Belsize Park’taki Lawn Road Flats’ta yaşıyordu; binanın diğer sakinleri arasında Bauhaus mimarı Walter Gropius ve mobilya tasarımcısı Marcel Breuer bulunuyordu. Bugün Isokon Gallery, binanın tarihini ziyaretçilere aktarıyor.

Luksor ve Asuan, Mısır

Agatha Christie, ilk kez 1908’de bir debutant olarak Mısır’ı ziyaret etti ve annesiyle birlikte günümüzdeki Cairo Marriott Hotel’de konakladı. Yıllar sonra, ikinci eşi arkeolog Max Mallowan ile birlikte kazılara katılarak Mısır’ı sıkça ziyaret eden bir gezgin haline geldi.

Bu geziler, ünlü romanı “Nil’de Ölüm”e ilham verdi. Hikayeye esin kaynağı olan gemi, Steam Ship Sudan, 1885’ten beri Aswan ile Luxor arasında sefer yapıyor. “Death Comes as the End” adlı romanı ise tamamen antik Mısır kenti Thebes’te geçiyor. Ziyaretçiler, Luxor yakınlarındaki Karnak Tapınağı Kompleksi ve Dendera Tapınağı Kompleksini gezebiliyor; Dendera’daki Hathor Tapınağı, romanda da bahsedilen mekanlardan biridir. Aswan civarında ise Philae Tapınakları ve “Nil’de Ölüm”deki bir cinayet girişimine sahne olan devasa Abu Simbel Kompleksi bulunuyor.

Christie, kitaplarını yazarken sık sık Winter Palace Luxor ve Old Cataract Aswan otellerinde konaklıyordu. Eski Cataract Oteli’nde şu anda bir Agatha Christie Süiti bulunmakta; misafirler, yazarın Nil manzarasını seyrederken yazdığı anları hayal edebiliyor.

İstanbul, Türkiye

Orient Express, Agatha Christie’nin hayatında özel bir yere sahipti. 1928’deki boşanmasının ardından yaptığı ilk tek başına yolculuğu Orient Express ile gerçekleştirdi ve sonrasında ikinci eşi Max Mallowan ile de sık sık bu treni kullandı. Orijinal tren, ünlü romanı “Doğu Ekspresi’nde Cinayet”e ilham vermişti; 2009 yılında seferlerine son verilse de günümüzde lüks Venice-Simplon Orient Express, restore edilmiş 1920’ler vagonlarıyla bu ikonik yolculuğu yeniden yaşatıyor.

İstanbul’da ziyaretçiler, Orient Express’in orijinal terminali olan Sirkeci Garı’nı gezebiliyor. Garın demiryolu müzesi, döneme ait şapkalar, tren tabelaları ve yeniden inşa edilmiş bir yemek vagonu gibi vintage objelerle tarihi yaşatıyor.

Christie, “Doğu Ekspresi’nde Cinayet”i yazarken İstanbul’daki Pera Palace Hotel’de konakladı. 1892’de trenden gelen yolcular için inşa edilen otel, hala yazarla olan edebi bağını koruyor.

Cape Town, Afrika

Christie, Cape Town’daki Muizenberg Plajı’nda sörf yaptığı için plaj, günümüzde de kentin en popüler noktalarından biri olarak biliniyor. Sakin dalgaları ve renkli Viktorya dönemi banyo kabinleriyle ünlüdür. Christie, Mount Nelson Hotel’de konaklıyordu; pembe cephesi ve Table Mountain manzarasıyla tanınan otel, bugün Belmond Ltd bünyesinde hizmet vermektedir.

Yazar ayrıca Parlamento Binası’nı da resmi ziyaret etti ve Constantia bölgesindeki tarihi şarap bağlarını keşfetti; bunlar arasında bugün Boschendal Estate olarak bilinen bağlar da yer alıyor.

Barbados

Hercule Poirot’nun Orta Doğu ve Avrupa’yı kapsayan hareketli yolculuklarının aksine, Miss Marple Britanya dışına yalnızca bir kez çıktı. “A Caribbean Mystery” (Karayipler Gizemi) romanı, Christie’nin 1956’daki Barbados gezisinden esinlenerek kurguladığı hayali St Honore Adası’nda geçiyor.

Yazar, adada Coral Reef Club’da konakladı; burayı daha sonra Miss Marple’ın Golden Palms Resort’u olarak romanına taşıdı. Bugün aile işletmesi olan otel, tropiklere taşınmış klasik bir İngiliz kır evi havasını hala koruyor.

Petra, Ürdün

Petra, Indiana Jones ve Son Macera filmiyle ün kazanmadan çok önce Christie’nin cinayet kurgusuna sahne olmuştu. Yazarın “Appointment with Death” (Ölüm Randevusu) adlı romanı, bir ailenin Kudüs’ten Petra’ya yaptığı yolculuğu anlatan bir seyahat-gizem hikayesi olarak kaleme alınmıştı. Ürdün’ün “Gül Şehri” karanlık ve uğursuz tonlarla betimleniyor; Instagram’ın favorisi olan dar Siq Kanyonu, romanda “ölüm vadisi”ne dönüşüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu