Yerli Biyosensör ile Beyin Tümörüne Hızlı Tanı İmkanı
Aleyna Yıldız’ın geliştirdiği yerli biyosensör, beyin tümörünü dakikalar içinde tespit ederek tanı sürecini kısaltıyor.
İzmir merkezli genç girişimci Aleyna Yıldız ve ekibi, kötü huylu beyin tümörü olan glioblastomanın, hastalardan alınan biyolojik sıvılar üzerinden dakikalar içinde tespit edilmesini sağlayan bir elektrokimyasal biyosensör geliştirdi. Bu yenilikçi sistem, genellikle günler hatta haftalar süren tanı sürecini önemli ölçüde kısaltarak, erken teşhis ve tedavi süreçlerinde devrim yaratmayı amaçlıyor.
Aleyna Yıldız, 2022 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü’nden mezun olduktan sonra, üniversitenin Teknoparkı olan DEPARK’ta kendi şirketini kurarak çalışmalarına devam ediyor. Aynı zamanda Moleküler Tıp Ana Bilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimine de devam eden Yıldız, TÜBİTAK ve KOSGEB destekli projelerle daha önce su ve tuzu çözerek mikroorganizmaları imha eden cihazlar, mikrobiyal hava örnekleme cihazları ve çeşitli sektörlere yönelik biyosensörler geliştirmiştir.
Son projelerini ise Bioİzmir Uluslararası Sağlık Teknolojileri Geliştirici ve Hızlandırıcı Uygulama ve Araştırma Merkezi çatısı altında yürütmektedir.
Aleyna Yıldız, kötü huylu beyin tümörlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurgulayarak, mevcut tanı yöntemlerinin çoğunlukla MR ve radyolojik görüntüleme teknikleri kullanılarak yapıldığını, bazı durumlarda ise beyin dokusundan örnek alınarak analiz edildiğini belirtti. Kliniklerde bu sürecin genellikle en az iki hafta sürdüğünü ifade eden Yıldız, geliştirdikleri biyosensör sayesinde tanının dakikalar içinde konulabildiğini açıkladı.
Yıldız, sistemin yalnızca kanser varlığını tespit etmekle kalmadığını, aynı zamanda uygulanan tedavinin etkinliğini değerlendirmek ve tedavi sürecinde hastalığın seyrini izlemek için de kullanılabildiğini belirtti. Ayrıca tümörün alt grubunu belirleme yeteneğine de sahip olduğunu ekledi.
Geliştirdiğimiz elektrokimyasal biyosensör; kanserin varlığının tanımlanması, uygulanan ilaçların etkinliğinin değerlendirilmesi, tedavi sürecinde ve kemoterapi sonrasında hastalığın seyrinin izlenmesinde kullanılabiliyor. Aynı zamanda tümörün alt grubunu da belirleyebiliyor.
Biyosensörün çalışma prensibini açıklayan Yıldız, tanının kan, tükürük, idrar ve beyin-omurilik sıvısı gibi biyolojik örnekler üzerinden konulduğunu ifade etti. Giyilebilir ve esnek bir zemin üzerine yerleştirilen sensör, kanser hücrelerine özgü bir algılama tabakası ile donatılmıştır. Numunedeki elektriksel değişim, “potansiyostat” adı verilen bir cihazla ölçülerek yaklaşık iki dakika içinde bilgisayar ortamına aktarılmakta ve elde edilen veriler laboratuvar teknisyeni tarafından analiz edilerek yorumlanmaktadır.
Yıldız, geliştirdikleri ürün için patent başvurusu yaptıklarını ve insan deneylerinin tamamlanmasının ardından biyosensörün hastanelerde kullanılmasının hedeflendiğini belirtti.
Üniversitenin DEPARK ve Bioİzmir aracılığıyla girişimcilere sağladığı destek hakkında bilgi veren Bayram Yılmaz, sağlık biyoteknolojisi alanında yerli ürün geliştirilmesinin stratejik önem taşıdığını vurguladı. Patent sürecinin başlatıldığını belirten Yılmaz, üniversite olarak projeye sahip çıktıklarını ifade etti. Bioİzmir Müdürü Gamze Tuna da çalışmalara ilişkin bilgi vererek genç girişimciyi tebrik etti. Uzmanlar, bu tür biyosensör teknolojilerinin erken teşhis imkanı sunarak kanserle mücadelede hastaların yaşam süresini ve tedavi başarısını artırma potansiyeli taşıdığını dile getiriyor.



